Hayatın hep bizimle dalga geçtiğini ve kendine has bir espri anlayışı olduğuna inanırdım. Artık inandığım şeylerin hiçbirinden emin değilim ne yazık ki. Hayatın espri anlayışını bile arar olduk sanırım şu sıralar. Hayat en azından ağzımıza arada bir bal çalıyordu keyifleniyorduk. İnsanoğlunun espri anlayışında bu mümkün değil gibi duruyor. Hayatı sadece kendi penceresinden gören ve görmek istediği şekle sokan bir egosu var. Eğer rütben yüksekse sende eğip bükebilirsin istediğin gibi, ama eğer piyon isen sana gösterilen pencereye evet demeye mahkumsun.
Yaşadığın hapishane duvarlarını ne kadar renklendirirsen renklendir, unutulmaz gerçeği yok sayamazsın. Ellerindeki kelepçeleri çiçeklere sararsın belki ya da çeşit çeşit çiçekler dikersin güneş gören her bir boşluğa.
Neden kabul ederiz bize biçilen kaftanları?
Neden değiştiremeyiz bize 'sözde' sunulan hayatları?
Neden sorgulamadan kabul ederiz iyi-kötü olan her şeyi?
Daralıyorum bu ara her şeyden. Sorguluyorum her şeyi, herkesi.
Sorguladıkça soğuyorum,
Sorguladıkça uzaklaşıyorum,
Sorguladıkça silikleşiyorum,
Sorguladıkça yalnızlaşıyorum...
Nefes almanın zor olduğu ama zorlandıkça inatla üstüne gittiğim zamanlardayım. Kabul etmiyorum zorla dayatılan hiçbir şeyi. Ruhumu saklı bir yerlerde bulunmayı bekliyor.
Bu karanlık espri anlayışından kaçıyor belki de kendini kaybetmemek için.
Birgün,
Bir yerde,
Yeniden,
Kahkaha ışıklarıyla buluşmak dileğiyle...
Yasemen