Neden her şey çok basitken, biz karmaşıklaştırıyoruz. Birini sevmek bu kadar kolayken ve bu kadar güçlüyken neden tek başına yeterli gelmiyor.
Kalbin içinden safça geçen duygular beyin kıvrımlarına geldiklerinde kirlenmeye ve yetmemeye başlar. Güzel olan tüm duygular mıknatıs gibi geçtiği her yolda minik minik zehirleri kendine çekmeye başlar. Parlak bir ışık gibi duran hisler birer birer siyaha kaplanır. Önce ışığı solar, sonra yavaş yavaş griye döner. Halbuki ne kadar neşe doluydu başta her şey, aynı güne uyanmış olmak bile gülümseme sebebiydi.
Anahtar kelime bu belki de... aynı güne uyanmak... aynı anda kalmak.
Sanki hiç gitmeyeceklermiş ya da gitmeyecekmişiz gibi zehirliyoruz kendimizi. Nefesiyle uyanmanın sanki her gün mümkün olduğunu kendimize garantilemişiz gibi yaşıyoruz zamanımızı. Bir an telefona gelen bir çağrı ya da mesajla sevdiklerimizi ne yaparsak yapalım bir daha asla göremeyeceğimiz ihtimalini hep unutuyoruz, yok sayıyoruz ama o kadar pamuk ipliğine bağlı ki her şey. Evde tuvalate giderken ayağının takılıp düşmesiyle son bulabilir aldığın nefes. İşte o zaman beyin kıvrımlarındaki hiçbir düşüncenin önemi kalmaz geride kalan için. "Keşke"lerle başlayan cümleler çoğalmaya başlar ve önceden taktığın şeyler ne kadar önemsiz gelir gözüne.
Ne için yaşıyoruz sorusunu çok sormaya başladım kendime.
Ne için bu kadar çalışıyoruz, ne uğruna insan üstü çaba? Elimize ne kalacak yatağımıza yattığımızda? Sorular çok fazla. Hep daha fazlasını arayan bir insanoğlu aslında elindekiyle tam anlamıyla mutlu olmayı ne zaman başarabilir bilinmez.
Basit bir şey istiyorum. Sevmek ve sevilmek.
--Keşke-- demeden.
Geride elimde kalan yorgun bir kalp. Kimse sevmenin yorucu bir şey olduğunu söylememişti bana..
Yasemen