Anda kalmak, anı yaşamak kadar güzel bir şey yok sanırım.
Bunu başarabiliyorsa bir insan yaşamanın sırrını keşfetmiş demektir bana göre.
Anda kalmak kadar değerli bir başka şeyde tekle kalmaktır.
Elindeki tek şeyle mutlu olabilmeyi bilmektir. Doyumsuzluk zehrini içemeyip
güzel olanı güzel yaşatabilmektedir.
“benden artık olmaz;
ben mi seveceğim tekrar, güldürme beni;
ben vazgeçtim, yapamıyorum artık;
gücüm tükendi, nefes almak zor geliyor;
kalbim nasır tuttu benim atmayı unuttu;” vb türevleri düşüncelere kapılsam, ama
gerçekten en dibine kadar düşünmekten bahsediyorum. Hani karanlık bir
labirentte kaybolup, denediğiniz her yolun çıkmaz olduğunu gördüğünüz anlardan
bahsediyorum.
Umutların en tükendiği, kalbin kan pompalamak dışında
kendini hissettirmediği anlardan birinde ama en derin tükenmişliğe
geldiğimizde, hayat kendini yeniden hatırlatıyor. Bu kez noel ışıklarıyla
süslenmiş, etrafında bir dolu hediyenin olduğu bir ağacın insanda uyandırdığı o
sıcacık hisle kollarını açıyor sana.
Karanlığın ve çaresizliğin ruhunda bıraktığı izleri teker
teker, sabırla sarıyor. Demem o ki aslında hayat aldığı kadar da veriyor. Anda
kalıp, doyumsuz bir ruhla ordan oraya koşmazsak eğer dengelerin sadece kötüyü
yaşamak üzerine kurulu olmadığını da göreceğiz.
Sabretmek bir erdem
Karar vermek cesaret
Sevmek delilik ister.
Birini ikisini değil hepsini zmanında ve anı geldiğinde
sınırsızca yaşamalıyız. Limitleri kırmak bizim elimizde. Ellerimize kelepçeleri
takan beynimizse, bırakın kalp de açsın o kilidi.
Yasemen