20 Ekim 2016 Perşembe

Düşünceler Denizi : evlilik üzerine (alıntı)

Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır.

Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir. Buna katlanamayanlar zaten âşık değillerdir.

Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz. Zira âşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir. Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün. Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin. Bin tane ayakkabısı varken bin birinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.


Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır.


Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp "s....m böyle kuaförü" diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.


Evlilik; sadece aşk değildir. Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.


Âşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.


Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur. O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.


Zafer, direnenlerin olur.

                                                                          Yasemen

3 Mayıs 2016 Salı

Düşünceler Denizi : Korkmak Gerek



          Deli gibi sevmek gerek. Deli gibi derken gerçek anlamda deli gibi. Sevdiği için dağları da delmeli Ferhat misali, onunla bir saniye geçirmek için zamanı durdurmalı, kokusunu bir kere daha duymak için rüzgarları çağırmalı, yanında tek bir gece için tüm gündüzleri yakmalı, gözlerine bakmak için güneşi indirmeli gökyüzünden.

     Ve korkmalı..
   Kaybetmekten korkmalı. Sevgisi öyle olmalı ki onsuz nefes alamalı, özlemeli ve korkmalı kaybetmekten. Onsuzluk düşüncesi çıldırtmalı.

    Eğer böyle hissettirmiyorsa sevgi ve onsuzluk, ben ölüyorum demektir o zaman...

                                                                                Yasemen

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Düşünceler Denizi : Kalbin Yalnızlığı


         Hayatın hep kendi kuralları vardır oyununda. Sen sevmesen de isyan da etsen ben oynamıyorum da desen bu kurallar değişmiyor ve sen oynamaya devam ediyorsun..
       Kalbinden geçenler yoluna ya hiç çıkmıyor ya da çıkıyor ama sen sadece baka kalıyorsun. Canın acıyor, için sızlıyor, yeter nolur dinsin bu yokluk diyorsun, yalvarıyorsun ama nafile. Her yeni gün, gözlerini her açışında fark ediyorsun ki yeniden oyunun içinde, yeniden yan rollerde, yeniden hayatın kurallarıyla.
        "hayat oyunu"
Öyle bir hale getiriyor ki seni, bile bile lades diyorsun artık. Ya canını daha az acıtacağını düşündüğün kararlar alıyorsun ya da alışıldık acıya yakın acıları seçiyorsun mutluluk diye. Mutsuz olacağını bile bile 'lades' diyorsun. 
   Yoruldum artık oyunu bırakıyorum diyorsun bazen. İşte o zamanlar sana küçük mutluluklar veriyor hayat sana. Çocuğun eline şeker verir susturursun ya hani, aynen öyle. Şeker bitene kadar oyalanırız mutlulukla. Sonra; sonra tekrar kurallara döneriz yani mutsuzluğa.
                  Ben yoruldum, oynamak istemiyorum, savaşmak istemiyorum.
         Daha fazla 'özlemek' istemiyorum.
              Hayatım özlemekle geçti, ben artık daha fazla özlemek istemiyorum...
ama...
            Hayat bana yine özlem veriyor, yine savaş diyor, yine yorul diyor.. Bu kez gücüm kalmadı be arkadaşım.ben yanımdayken özleyen biriyim; uzaktayken yapamıyorum.. Ben özleyerek devam edemiyorum. Yolumda özlem varsa ben bu oyunu oynamıyorum.

                                                                                                 Yasemen

29 Mart 2016 Salı

Düşünceler Denizi : ansızlık

          Bazı zamanlar olur ya yorgunluğun her şeye ağır basar. Elini kaldıramazsın, adım atamazsın hatta gülemezsin. Yorgun olmak aslında yetmez anlatmaya ama başka bir kelime de söyleyemezsin. Öyle günlerdeyim bu aralar. Biraz yorgun, biraz vurdum duymaz, biraz özlem dolu, biraz aşık, biraz saf...
     Dayanağım yokmuş gibi geliyor, dallarım kırık tekrar yeşermeyecek gibi. Ruhumun derinliklerinde eksikler var ama ne olduğunu bilmediğin, adını koyamadığın gibi. Her uyandığım gün aslında boşa gidecek birgün hissiyle dolu ki niyekim de öyle zaten. Mutluluklarımın solduğu zamanlardayım. Yorgunluğun bedenimi sarmaladığı gülmenin zor geldiği mutlulukları yaşamaya çalışmaktayım.
     Neden mi böyleyim? Bilmem! Yolunu kaybeden bir yolcu misali savruluyorum oradan buraya. Evsiz bir yolcuyum evini aramakta..
                                         Yasemen.