Hayatın hep kendi kuralları vardır oyununda. Sen sevmesen de isyan da etsen ben oynamıyorum da desen bu kurallar değişmiyor ve sen oynamaya devam ediyorsun..
Kalbinden geçenler yoluna ya hiç çıkmıyor ya da çıkıyor ama sen sadece baka kalıyorsun. Canın acıyor, için sızlıyor, yeter nolur dinsin bu yokluk diyorsun, yalvarıyorsun ama nafile. Her yeni gün, gözlerini her açışında fark ediyorsun ki yeniden oyunun içinde, yeniden yan rollerde, yeniden hayatın kurallarıyla.
"hayat oyunu"
Öyle bir hale getiriyor ki seni, bile bile lades diyorsun artık. Ya canını daha az acıtacağını düşündüğün kararlar alıyorsun ya da alışıldık acıya yakın acıları seçiyorsun mutluluk diye. Mutsuz olacağını bile bile 'lades' diyorsun.
Yoruldum artık oyunu bırakıyorum diyorsun bazen. İşte o zamanlar sana küçük mutluluklar veriyor hayat sana. Çocuğun eline şeker verir susturursun ya hani, aynen öyle. Şeker bitene kadar oyalanırız mutlulukla. Sonra; sonra tekrar kurallara döneriz yani mutsuzluğa.
Ben yoruldum, oynamak istemiyorum, savaşmak istemiyorum.
Daha fazla 'özlemek' istemiyorum.
Hayatım özlemekle geçti, ben artık daha fazla özlemek istemiyorum...
ama...
Hayat bana yine özlem veriyor, yine savaş diyor, yine yorul diyor.. Bu kez gücüm kalmadı be arkadaşım.ben yanımdayken özleyen biriyim; uzaktayken yapamıyorum.. Ben özleyerek devam edemiyorum. Yolumda özlem varsa ben bu oyunu oynamıyorum.
Yasemen
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder